18 Temmuz 2008 Cuma

KAZANMANIN İÇ GICIKLAYICI HUZURU

Hani şöyle rüzgara karşı durursunuzda "vay be! ne yollardan geçtik geldik..." dersiniz. Ama içinizde, yorgunluğunuza yada yolun geri kalanına ilişkin bin bir şüphe duyarsınız. Organizmanın en temel isteğidir yaşamının devamını sağlayabilmesi. İşte bu devamında gelecek yeni algıların ne olacağı sorusu kafanızda değildir. içinizde kalbinize batan küçücük bir dikendir. işte bu sanki devenin tabanındaki dikeni çıkarmakla eşdeğerdir.
Uzun lafın daha uzununa geçelim... Ne olacak peki bundan sonra. Dokunulmazlara dokunuldu. Türkiye'de demokrasi adına onca yıl olmayan oldu. Şu anda ulusalcılar dediğimiz bu ülkenin çakma sahiplerinin ellerindeki anahtarlar bir bir alınıyor. Maskeler kalkıyor altındaki para babaları mafya babaları medya babaları çıkıyor. Karşımızdakinin kimliğini öğrenmeye başladık. harita görünür oldukça görünmez halinden daha da griftleşiyor. Bu vezirlerin satranç tahtasında olmaması gereken yerde kendi şahının tam karşısında yer alması ne ifade ediyor.
Her kez bir niyet okuma yarışına girmiş. Ama anlık bir kaç dakika sonra niyetin o olmadığı söyleniyor. Zemin kayganlaşıyor gittikçe. İşte tam bu sırada derin bir nefes gerekiyor.
ülkenin sahibi kim?
Bu ülkenin sahibi bu topraklarda yaşayanlar. İnancı, dini, görüşü, suçu, düşüncesi ne olursa olsun. Ama başroldekiler sahipliklerinin milletede sahip olmaya eşdeğerliklerinin farkındalar. Bu ülkede kimse aktör değil onlardan başka. Bizler durup seyreden takımız. Oyuna girmeyiz. Taraf tutarız acızıkta olsa. Ama agzımızı açsakta sesimiz duyulmaz.
Sahadaki oyuncular bizi temsil etmez bizim demokrasimizde. Bizden üstündürler. Bizim adımıza karar verirler. Karara bağlarlar. Bizim adımıza cesur bizim adımıza korkak olurlar. Her şey bizim içindir ama hiç bir şey bizim içimizden değildir.
Mavi yakalı ruhsuz insanlar olup çıkılmaktadır işin sonunda. Yeldeğirmenleriyle kavga etmez mavi yakalılar. Halkın vicdanına bırakılar bazı davaların yargılarını ama bu vicdanın oyle adam akıllı bir yaptırımının kendilerinde olduğunu unutarak.
Hikayedir ki:"Bir köyü ejderha ele geçirmiş ve hasatlarının %70'ine el koyuyormuş. Nice er gidip savaşmış onunla. Nafile giden geri gelmiyormuş. Bir gün biri daha gitmiş. Ve ejderhayla çetin bir mücadeleye girişmişler. Sonunda ejderhanın boynunu vurmuş delikanlı. Etrafa bakmış hiç insan kalıntısı yok sonra konuşmak istemiş ağzından ateşler çıkıyormuş. İşte bizim mavi yakalılar doğa boşluk kabul etmez görüşünü benimserler. Ejderhadan kurtulmak için ejderha olurlar.
Ergenekon çok büyük yaralar aldı. Artık Nuh'un kavmini gemisinden indirme zamanımıdır? Peki o kavmin bir daha peygambere ihtiyacı olmazmı Nuh'tan başka. Ergenokonsuz yaşamaya alışmakmı lazım yola devam etmek mi???

Hiç yorum yok: