29 Aralık 2008 Pazartesi

VE İSYANIN EN AHLAKLISINI KUŞANARAK…

Özgür bırakalıdan beri özgürlüğümü ve umudumu, yarınımıbuz kesti hayat, soğuk vurdu şefkat ve merhamete, taşıyacak gücüm kalmadı hayatı, yaslanacak, tutunacak, ve ellerim titriyor, her geçen gün yüzleri seçilemeyecek kadar yakınlaşırken yakınlarım itiraf etmek zor geliyor ben mi ağır kaldım yoksa onlar mı beni terk etti,
bitkinim, sürünerek kurtulabilir miyim yetişebilir miyim, kan kaybederken, artık bir tek cesedim ruhuma - ruhum cesedime yoldaş kalmışken, levhalar gösteriyor aşamayacağım kaç dağ ardında kaldığımı, sesler geliyor; akbaba bayramının habercisi, kurtların neşesi…düşüp geride kalanları düşünce hatırlıyorum ve ilerde düşecek olanları…umursanmadığım bu durakta ne yazık ki gülmek bile ‘acı acı’, ağlamak gözyaşısız, konuşmak dilsiz, aşksız sevgisiz, öfke yersiz…
oysa varabilseydim varmak istediğim kırmızı halılar düşüne yetişebilseydim taç giyme törenime, siyah takım elbisem, beyaz gömleğim ve kırmızı kravatım bu kadar balçığa bulanmasaydı, eksiltmeyecektim alfabemdeki i. s. y. a. n. harflerini, oysa yolun sonunu bilenler yolun yarısından hiç bahsetmemişlerdi ki nereden bilebilirdim revan olmadan uğrunun nisyan ve hüsran parantezinde olduğunu…
kaybedecek hiçbir şeyi olmayanın cesaretini hiçbir şeyim kalmadıktan sonra yüklendim, en ağır sözleri sürdüm dilimin namlusuna tetiğin parmağa yakınlığında artık yüreği ile bağlantısı kesilmiş aklımın ölümü, kendimi son bir kez daha yoracağım, kovulduğum, incindiğim, bu diyarda ve isyanın en ahlaklısını kuşanarak…gözlerim açık olacak, dilimin suskunluğunda etrafımı seyredeceğim inlerken dönüp bakmayanların etrafıma nasıl toplandıklarına, rövanşını alırken tanımazlıktan gelmenin hazzına en son ben varmış olacağım…ve hep susacağım‘susmaktan başka isyanım yok’ demiştim.

16 Aralık 2008 Salı

18 Temmuz 2008 Cuma

KAZANMANIN İÇ GICIKLAYICI HUZURU

Hani şöyle rüzgara karşı durursunuzda "vay be! ne yollardan geçtik geldik..." dersiniz. Ama içinizde, yorgunluğunuza yada yolun geri kalanına ilişkin bin bir şüphe duyarsınız. Organizmanın en temel isteğidir yaşamının devamını sağlayabilmesi. İşte bu devamında gelecek yeni algıların ne olacağı sorusu kafanızda değildir. içinizde kalbinize batan küçücük bir dikendir. işte bu sanki devenin tabanındaki dikeni çıkarmakla eşdeğerdir.
Uzun lafın daha uzununa geçelim... Ne olacak peki bundan sonra. Dokunulmazlara dokunuldu. Türkiye'de demokrasi adına onca yıl olmayan oldu. Şu anda ulusalcılar dediğimiz bu ülkenin çakma sahiplerinin ellerindeki anahtarlar bir bir alınıyor. Maskeler kalkıyor altındaki para babaları mafya babaları medya babaları çıkıyor. Karşımızdakinin kimliğini öğrenmeye başladık. harita görünür oldukça görünmez halinden daha da griftleşiyor. Bu vezirlerin satranç tahtasında olmaması gereken yerde kendi şahının tam karşısında yer alması ne ifade ediyor.
Her kez bir niyet okuma yarışına girmiş. Ama anlık bir kaç dakika sonra niyetin o olmadığı söyleniyor. Zemin kayganlaşıyor gittikçe. İşte tam bu sırada derin bir nefes gerekiyor.
ülkenin sahibi kim?
Bu ülkenin sahibi bu topraklarda yaşayanlar. İnancı, dini, görüşü, suçu, düşüncesi ne olursa olsun. Ama başroldekiler sahipliklerinin milletede sahip olmaya eşdeğerliklerinin farkındalar. Bu ülkede kimse aktör değil onlardan başka. Bizler durup seyreden takımız. Oyuna girmeyiz. Taraf tutarız acızıkta olsa. Ama agzımızı açsakta sesimiz duyulmaz.
Sahadaki oyuncular bizi temsil etmez bizim demokrasimizde. Bizden üstündürler. Bizim adımıza karar verirler. Karara bağlarlar. Bizim adımıza cesur bizim adımıza korkak olurlar. Her şey bizim içindir ama hiç bir şey bizim içimizden değildir.
Mavi yakalı ruhsuz insanlar olup çıkılmaktadır işin sonunda. Yeldeğirmenleriyle kavga etmez mavi yakalılar. Halkın vicdanına bırakılar bazı davaların yargılarını ama bu vicdanın oyle adam akıllı bir yaptırımının kendilerinde olduğunu unutarak.
Hikayedir ki:"Bir köyü ejderha ele geçirmiş ve hasatlarının %70'ine el koyuyormuş. Nice er gidip savaşmış onunla. Nafile giden geri gelmiyormuş. Bir gün biri daha gitmiş. Ve ejderhayla çetin bir mücadeleye girişmişler. Sonunda ejderhanın boynunu vurmuş delikanlı. Etrafa bakmış hiç insan kalıntısı yok sonra konuşmak istemiş ağzından ateşler çıkıyormuş. İşte bizim mavi yakalılar doğa boşluk kabul etmez görüşünü benimserler. Ejderhadan kurtulmak için ejderha olurlar.
Ergenekon çok büyük yaralar aldı. Artık Nuh'un kavmini gemisinden indirme zamanımıdır? Peki o kavmin bir daha peygambere ihtiyacı olmazmı Nuh'tan başka. Ergenokonsuz yaşamaya alışmakmı lazım yola devam etmek mi???

12 Haziran 2008 Perşembe


BİZDEN OLMAYANLARA…


Kendi doğrularını haykırabilme cesaretini göstere dursunlar modern dünyanın p…. Biz ise evrensel gerçekleri söylemekten çekinmeye devam edelim… Cesaretini toplayıp toplum yığınlarının söylemleri dışında, ezber bozan, yeni bir söylem geliştirenleri bile alkışlamamaya devam edelim… Zulmün karşısında susmaya çeşitli kılıflar yada bahaneler uydurup, kafalarını soktukları çanakları bırakmama yolunu şeçen bir toplum içinde yaşamanın dayanılmaz sancısı benim ki… Anlayamıyorum İslamcıların televizyon kanallarında boy gösterme meraklarını? Böyle yapmakla galiba Allah tarafından kendilerine verilen hakkı kendilerini almayan faşist zihniyetlere anlatmaya çalışıyorlar..Oysaki çok iyi biliyor ki (İslamcılar) bu perdede oynanan oyun yeni değil… Cesur davranıp kendi iradesini dışa vuran o minik yürekleri daha önce olduğu gibi yine yalnız bırakıp; yanlış söylemiş iyi yapmamış edalarına büründüler…. Kim çıkarır Fatih Altaylı gibi, Müslümanlığı kendisine düşman ilan eden, bir zihniyetin karşısına…? hangi akla hizmetle..? yada ne adına…?

Bunlar bilinmez ama bilinen şu ki yıllardır bu çoğrafyada islamcılar, faşist sistemin subop görevini üstlenmiş olduğudur.. Yeter artık düşün yakamızdan vazgeçin inanmış gibi görünüp inandıklarınız adına savaşmamaktan. Unutmayın ki ; Özgürlük ancak özgürlüğün varlığına inanan toplumlar içindir…

11 Haziran 2008 Çarşamba

Seni Sevmemek Ne Mümkün

Bu dünyanın ya da bu ülkenin neresinde yaşadığı ve bu ülkede kimlerle oturup kalktığını bilmediğimiz bir zavallı haberine şöyle başlıyor; "Türban eylemcisi öğrenciden Haber Türk'te yayınlanan Teke Tek programında inanılmaz açıklamalar! "

-Humeyni'yi seviyormusun?

-Evet seviyorum

-Ama o şii.....

Bu saçma sorular ardı sıra devam edip gidiyor. Bu ülkenin onursuz ve gurursuz islamcılarından adam gibi kalkıp, Humeyniyi seviyoruz diye haykırmalarını tabi ki beklemiyoruz. Hele AKP iktidarında asla olamaz böyle şeyler!Che seviciler kadar cesur değildir bazı islamcılar.

Böyle bir çağda, Böyle bir insan sevilmezmi hiç. Mütevaziliği, takvası, duruşu. Devrimciliği. Kapitalizme karşı verilmiş en büyük cevaptır İmam. ABD emperyalizmine karşı vurulmuş en son ve en büyük tokattır İmam. Dünyaya bir bakalım, solcular emperyalizme karşı oldukları ile hava ata dursunlar sıcak savaşların olduğu yerlere bir göz atın bakalım. Kimler duruyor kanlı emperyalizmin karşısında.
Seni sevmemek ne mümkün bildikten sonra.

20 Mayıs 2008 Salı

Güzel Yurdum


Ülkemin Başbakanının ve ülkemin Cumhurbaşkanının eşi. Yıllarca başörtüsü mücadelesi verenler bu fotoğraflara bakıp zaferlerini mi kutlamalılar yoksa yenilgilerine mi yanmalılar. Kimisi zaferlerini kutlayacak kimisi yenilgisine yanacak. Ne düşündüğünüze, ne beklediğinize, bu karelere baktığınızda ne gördüğünüze, zihninizdeki anlam haritalarında ne canlandığına göre değişecektir elbet.
Savunma ve saldırı psikozlarından kurtulupta kendi varoluşumuzu çok ciddi anlamda sorgulamak mı gerekir acaba. İnsanın, toplumun, bir hareketin kendisini sorgulamasının özel bir zamanı elbette yoktur. Sürekli olması gereken bir iştir. Anlamlı ve tutarlı bir oluş için şarttır.
Ben şahsen başörtüsü ve kadınlar üzerinde konuşmak, tartışmak onlara elbise biçmek yerine kamusal alanda erkeklerin varlığının sorgulanmasının, anlamlandırılmasının çok yararlı olacağına inanlardanım. Onun için başörtü konusuna girmeyi uzun zamandır bırakmıştım. Ama yukardaki resim bana bazı şeyler üzerinde konuşma yasağımı bir defalığına kaldırdı. Neyse, bu yazı, bu kadar, sorun çok, çözüm belirsiz.

16 Mayıs 2008 Cuma



Risk alarak yaşamak. Korku tünellerinde, fırtınalı yaşamlar sürmek. Duygusal boşalmalar yaşamak, üzüntülerini yanlızlığına katmak..
"Uçurumun kenarındayım Hızır,
ha düştüm ha düşcem,
bir rüzgar yetti, yetecek".
Zor olanı başarmak, zor yoldan dolanmak, zora batmak, zor kalkmak, zor yenilmek, zor tükenmek...uzayıp gidecek liste. Zora talipseniz yorulursunuz, tükenirsiniz, düşersiniz, yanlız kalırsınız ve daha bir çok olumsuz şeyide kendinize yoldaş edinirsiniz. Yolun bir kısmında bakarsınız siz mi yoldaşlarınızı taşıyorsunuz onlarmı sizi taşıyor.

9 Mayıs 2008 Cuma



Her gün bir şeyler daha kayboluyor hayatlarımızdan iyilik adına..Yalancı, riyakar, iki yüzlü bir dünyanın sonu gelmez tamahkarlığına feda ediliyor iyiye dair ne varsa.
İyilik; gözünde yaş, dilinde hüzün türküleri eksilmeyen, bağırdıkça sesini etrafına duyuramayan bir çaresizlik… Kötülük; nefsani arzuların doruklarındaki tamahkarlığın, insanın özündeki balçığın rezaleti kadar kokuşmuş bir leş görüntüsünde...

Duyarsızlık hayatlarımızı rehin aldı. Etrafımızda ki her şeye duyarsızlaştık; duyargalarımızı yitirdik. Sonra duygulanmayı, ağlamayı, sevmeyi... Yitirdik bizi biz eden her şeyi… “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” düstürunu unuttuk...Şimdi yanı başımızda insanlar ölse başımızı, sadece olay anının o ilginçliğini telefonlarımıza kaydetmek için, çeviriyoruz..Dünyanın bir yerlerinde insanlar açıktan ölmüş kime ne… Yada Irakta, Filistinde, Çeçenistanda tepelerine gece yarıları ansızın bomba inen çocuklar ölmüş kime ne..!
Duyargasız ve omurgasızlara döndük.. Şimdi kendimizi tanımlayabilecek bir kelime bulamıyoruz kadim kitaplarda. Tüm erdemleri paçalarından kir akan bu asra kurban ettik..Şimdi başımızı cellatlarımıza uzatmış merhamet dileniyoruz.. Kalkmak ve davamızın kavgasını vermek yerine ölümü dileniyoruz merhametsiz ellerden… Ölünce ne olacağını bilmiyormuş gibi…

7 Mayıs 2008 Çarşamba


SAHTE KAHRAMANLAR


6 mayıs 1972 resimdeki üç kişinin idam edildiği gün. Hepimizin zihnine bu üç kişiyi kahraman diye kazıdılar. Deniz, Yusuf, Hüseyin. THKO nun kurucuları yani silah zoruyla ve şiddete başvurarak düzen değiştirme sevdalıları. Değiştirecekleri düzende komünizm. Bizim aslan sosyal demokratların arkadaşları. Asılmasalardı kahraman olmalarına imkan olmayacaktı. İdam edilmeselerdi onları tanıyan çok kimse olmayacaktı. Neden asıldılar, suçları neydi? Banka soydular, asker öldürdüler, üniversitelerde terör eylemleri yaptılar, asker kaçırdılar, sonrada dağa çıktılar. Ama kahramanlar işte.Üçü de koca bir balon. Hani, hayatımızda hiç kahraman görmesek, savaşçı görmesek, devrimci tanımasak bizde inanırdık bu masala. Çeçenleri, Irak direnişçilerini, Bosnayı Afganistanı biliyoruz iyi ki. Şamil Basayevi , Hattabı, Ahmet Yasini, Rantisiyi, Dudayevi, Mukteda es-Sadr fedailerini, Pencap Kaplanını biliyoruz da sahte kahramanlara kanmıyoruz. Hattab duruken CHe'ye öykünen müslüman gençliği anlamakta hep sorlanırım. Her neyse, bu üç idamlık arkadaş Adnan Menderes, F. Zorlu ve Polatkan asılırken alkışlamışlarmıydı acaba? Yada bu üçü yaşasaydı şimdi ne olurlardı. Metin Yüksel yaşasaydı ne olurdu? Hepsi de arkadaşlarının yanında olurdu. Mütehati, bürokrat vs. Yaşasalardı olamayacakları tek şey Kahraman dı. Kahraman olamazlardı yaşasalardı. Üçününde içi boş.

6 Mayıs 2008 Salı

EN ZAYIF YERDEN VURUYORSUNUZ

Önce ağır abi Hüseyin Üzmez vakasını yaşadık. Nutkumuz tutuldu, inanmak istemedik, inanmadık. Komplodur diye düşündük. vs. vs. Biraz bekleyelim ortalık aydınlansın diye bekledik. Ya iftira atıyorlarsa, ya yanlış bir yargıya varırsak diye topluca susmayı denedik. Olay iğrenç, berbat. Tutulacak hiç bir yanı yok. Bu kuşak bizim sırtımızdan düşün artık. Hepiniz. Topluca terkedin bizi. Sizin hatalarınızı, yanlış söylemlerinizi, saçma dinii kurgularınızı savunmaktan başka yeni şeyler yapmaya vaktimiz ve enerjimiz kalmıyor. Dikkat edin 80 öncesi islamcılarını hep kadınla vuruyorlar. En çok kaçtıkları, Kadınları kötüledikleri için bastırılmış bilinç altları ortaya çıkıyo demekki. Siyasete atılan eski tüfekler sekreterleriyle, ticarette boy atan eski tüfekler besleme genç kızlarlar, dini duyarlılıklar üzerinde kendine yer açan eski tüfekler mahalle kızları ile ilk fırsatta kırıştırıyorlar. Yanlarına yaklaşan ilk kadınla yani. Bu saçma yükü taşıtmayın bize. Uçkurunuza sahip çıkmayı beceremeyecekseniz- ki becerenler var onlar müstesna- çekin gidin. Müslüman gençliği kadın düşmanı-düşkünü göstermeye kimsenin hakkı yok.

Şimdi de Tekbir giyim vakası. Bildiğimiz, beğendimiz, iki ilahiyatçı tekbir isminin kullanılmasını din istismarı olarak gördükleri için dava açmışlar. Kendi çıkarttıkları derginin isminin İslamiyat olduğunu unutmuşlar ya da İslamiyatı dinin kutsal terimleri arasında saymıyolar galiba. Malesef, içimizden bazıları en zayıf halkaya oynuyolar. Vurun bakalım. Onca saldırı varken, onca hakaret varken Tekbir giyime dava açın. Eğer sıkıyorsa irtica kavramı ile bizlere salya-sümük saldıranlara dava açında görelim ense traşınızı beyler!! Olayın ikinci boyutu bazı islamcılar bu olayı kullanarak ilahiyatçılara saldırdı. İlahiyatçılar boş şeylerle uğraşıyorlar diye, eyvallahta beyim, sen ve senin mesleğindeki yavru ceylanlar ne tür işlerle uğraşıyorlar önce bir cevap versene.. Senin meslek grubuna ait kimlik sahibi olanlar ne yapıyorlar da bizim haberimiz olmuyo..

2 Mayıs 2008 Cuma

BAŞARI

Eğer sonuçları ölçmezseniz, başarı ile başarısızlığı ayıramazsınız.
eğer başarıyı göremezseniz, onu ödüllendiremezsiniz.
eğer başarıyı ödüleendiremezseniz, muhtemelen başarısızlığı ödüllendiriyorsunuzdur.
eğer başarıyı görmezseniz, ondan öğrenemezsiniz.
eğer başarısızlığı tanımazsanız, onu düzeltemezsiniz,
eğer sonuçları gösterebilirseniz, halkın desteğini kazanabilirsiniz.

28 Nisan 2008 Pazartesi

kelime dediğin dostum...



gecenin kaçıydı bilmiyorum
ama kelimeleri kaybettiğimde
karanlıktı dünya denilen tenha
boğazıma takılmıyordu artık alalede bile hiçbirşey
ve çıkmıyordu içimden içim.
oynayamıyordum bu oyunu ve biliyorum ben
kötü bir oyuncuydum
dizmekte kelimeleri anlamları bütünler halinde.
peki nasıl kayboldu onca kelime nereye gittiler
bir kervan görseydim eğer
sırtında develerin kelimeler
dur demezdim çünkü kervan bu gitmek alınyazısı
alınyazısı kelimesiyle birlikte gidecekti elbet.
anladım ki sonra ademe verilen isim
ona öğretilen yazı
sadece bir yol işareti.
işaretleri takip etmeliydi
sevginin yazıldığı gibi okunmadığını öğrenmek için...
ismail

"ÖZEL"Dİ


bir ismet özel vardı ve gerçekten özeldi. nerde o cuma mektuplarındaki adam? tamam biz onun gercekten "ne yazsanda arkandayız" ,"hatta anlamasakta" grubuyduk. tamam ismet özel bizim için "bir bildiği vardır abi" sözüyle desteklenen adamdı. ama artık bunu görmek ve yaşamak imkansız. neydi istediği ismet özel'in. bizim için "özel'liğini kaybetmek olmasa gerek.
ismet üstadım artık bizi "biraz ütopya ver" konumunda bırakmamaya başladı. söyledikleri tamamen ütopik çünkü.
türkleşmenin faşizm olmadıgını zaten herkes biliyor bence. trt'de bir iftar programında kosova'dan yayın yapılıyor... ve söylenen şu "bütün türklerin ramazan bayramı kutlu olsun" söylemek istediği etnik mi etnisiteye mi sesleniyor? hayır. söylenmek istenen tüm müslümanların.
allah bizi üstün felan yaratmadı. türkçeyi üstün kılmadı.
o sadece:
1-tanışıp kaynaşalım diye kavim kavim yarattı.
2-acemin acem olmayana, acem olmayanın aceme üstünlüğünü yok saydı.
3-gerçek üstünlük takva'da dedi
4-herkesi islam "fıtratı" üzerine yarattı
5-ve anlayalım diye Kur'an'ı arapça indirdi.
şimdi haşa peygamberdeb daha iyi mi biliyor üstad'ımız.
peki onu bu yeni maceraya atanlar kimler? kim istiyor bu "özelce" olmayan üslubu ve konuşmaları. onu sormak lazım.

11 Nisan 2008 Cuma


KIPIRDA UMUDUM, AYAĞA KALK
Yanlız bir söz duyulsun bizden geriye kalan,
Tarih yargılayacaksa bizi.
Biliriz tarih yorar,
tarih sorar, Tanrıdan önce, insan katında.
Umudun aksak uçan kuşunu vuranlar,
düşünmez kirli bir işe bulaştıklarını.
Zaman denen tanımsız olgu,
devrimci duygularımızı yaşam kavgasında
ezmişti.
Kalkamadık düştüğümüz yerden,
kalamadık düştüğümüz yerde.

10 Nisan 2008 Perşembe

YÜREĞİNİ ELİNDE TUTANLARA (TÜM ÇOBANLARA)


Yakmalı medeni diye nitelendirdiğiniz medeniyetsiz şehirlerinizi!
Kağıttan kulelerinizi ve değersiz değerlerinizi yakmalı. Sonrada karşısına geçip göğe yükselen dumanlarını seyretmeli.. İşte o zaman bağrımıza saplan hançerinizin acısını dindirebiliriz.

Yakmalı sizi siz eden her şeyi; meydanlarınızı,konaklarınızı, caddelerinizi, evlerinizi alışveriş merkezlerinizi, salonlarınızı, törenlerinizi, şölenlerinizi yakmalı teker teker…
Medeniyet adına bize direttiğiniz ne varsa çöpe atıp, lügatlerdeki size ait her şeyi yakmalı..
Sizi tarihin çöplüğüne gömmeli… ve zaferin çok yakın olduğunu yüzünüze çarpa çarpa anlatmalı BAYAN..

Zafer çok yakın bayan..!
Zafer geldiğinde biz gücümüz yettiğince ona doğru koşacağız…. Ve tüküreceğiz sizlere ey “yaşayan ölüler”…Ve ondan sonra ne derseniz deyin bize; hatta yeryüzündeki tüm sıfatları yükleyin bize; barbar deyin,bedevi deyin,çarıklı deyin hatta sizin bir oyunuz bizim bir oyumuzla eşdeğer değil deyin ne derseniz deyin bir çöp kadar bile umurumuzda olmayacak bayan..! Sizin karşınızda çaresiz bir şekilde eli koynunda duranlar olmayacağız… ve sizi tarihten önce biz yargılayacağız bayan…özgürlük adına bütün değer atfettiğiniz değersizliklerinizi tarihin tozlu raflarına kaldırıp işte asıl tarih biziz diyeceğimiz günler çok yakın BAYAN. !!

28 Mart 2008 Cuma

DEVRİLMİŞ UMUTLAR


Toplumsal bir bunalım içindeyiz.
Nereye gittiğini bilmeyen körler senfonisini çalıyor hayatlarımız
Yönlendirilmeye müsait ve söylenilen istikamette yürümeye hazır durumdayız
Tabela demokrasilerinde tabela indirme oyununu oynamaktayız..
İndirilen tabelalar ve indirilenlerin yerine takılan tabelalar..
Kimsenin bu tabelalara bağlanılan umutlardan ve yeşertilmeye çalışılan düşlerden haberi yok..
Gündemimiz insanların acıları üstüne yaşamlar kurgulayanlar tarafından işgal edilmiş durumda…
Bir silkinsek!
Atacağız üzerimizden bu tozlu yorgunluğu ama…
Tüm yaşantımızı isimlere ve semboller bağladılar.
Sembolleri kaldırınca umutlarımız kaldırıldı ve ortaya yeni bir sembol getirilince umutlarımızında yeniden varolacağını sandılar, ama yanıldılar…
Umudumuz ve vicdanımız değişimler içinde değişmelere direnerek direnmeyi öğretti bize ve direnmenin onurlu bir duruş olduğunu…
Yalana batmadan kendi kabuklarımızı kırıp gücümüzün yettiğince haykırmayı…
Ve sonra insanların umutlarıyla oynayan bu zavallı umut avcılarını kendi karalıklarında kıstırıp acılar üstüne kurmaya çalıştıkları dünyalarda boğmayı öğrendik…
Kahrolduk ve kahrolsun demeyi öğrendik…Yenildik yeniden dirilmeyi öğrendik…
Öğrenemediğimiz tek şey bizİ, bize ait olanla karşıladıklarında bu törenin bir yokoluş olduğunu öğrenemedik…

27 Mart 2008 Perşembe

20 Mart 2008 Perşembe



TABELA DEĞİŞTİRMEK KURTULUŞ DEĞİL
Partiler açılır, partiler kapanır. Alışılmaması gereken eğreti bir durumu ne kadar da içselleştirdik. Ne kadar da kolay kanıksıyor ve kabulleniyoruz.
Öyle ya, tabelayı değiştirir yola devam ederiz ! Ne korkunç bir zihin tutulması, ne acaip bir beyin travması. Milli Gençlik tabelalarını indirirken ne kadar da çok yanmıştı canımız. Ne umutlarımızı indirdik o tabelalarla. isimlerin değiştirilip yola devam edilmesinin o kadar da kolay olmadığını, yana yakıla, yolda kırıla döküle öğrendik. Refah partisini kapatırlarken ne kadar da uysal koyunduk, oysa ne cesur yürekler büyütmüştük aramızda. Kolay terkettik gemiyi, kolay bıraktık can evimizi. Tabelalar değişti ama biz tabelalardan daha fazla değiştik. Zor oldu bunu anlamamız, geç oldu bunu görmemiz.
Kutsal metinler bize geçmişe bakarak ibret almamızı salık verirken, binlerce yıllar önceki geçmişten bahsetmiyor sadece. Bizzat bizim yaşadığımız geçmiş tecrübelerde yol aydınlığı için ibret alınacak konulardır.

23 Şubat 2008 Cumartesi

SANCIYAN YANIM...


Sen miydin ki yabanıl çoğrafyalarda inleyen ses Sen miydin ki yürek yangınını söndüremeyen Sen miydin ki uçsuz bozkırlarda sert rüzgarlara duran beden Sen miydin ki bir güvercinin kanat çırpınışında kaybolan Sen miydin ki yıldızlarla secdeye duran Sen miydin ki hiç dönülmeyen sürgüne gönderilen Sen miydin ki dağlara vurgun olan Sen miydin ki dumanlı dağlara ağıtlar yakan Sen miydin ki sevda acısı çeken ve içine akıtan Sen miydin ki halkımın mazlum duruşu Sen miydin ki söyleyen ve hiç söylenilmeyen Sen miydin ki yarım kalmış sevdasızlıklar türküsü Sen miydin ki düğümlenmiş söz Sen miydin ki göz yaşlarında iç çeken
Biz miydik söyle;Hangisinde var olduk
Bizdik hayatı sürdürmek için hayatı dolduran anlamsızlar yığını

22 Şubat 2008 Cuma

YENİ İSLAMCI GENÇLİĞE NOTLAR
Sen farklısın, senin farkının anlamını yaratacak olan sensin. şimdilik, seni farklı kılan, Seni yeni yapan tarihsel bir olgu olarak şu anki zamanın içerisinde olman, diğerlerinden sonra gelmendir. Zamansal bir yenilik. Henüz anlam dünyasında bir yeniliğine şahit olamadık. Senden öncekilerin kullandıkları, tükettikleri, harcadıkları, içini boşalttıkları kavramlara yeni anlamar yüklemedin henüz.
yeni slogalnarını duymadık,
yeni kurumlarına şahit olmadık.
eskileri tekrar etmek istemediğini biliyoruz. Bu iyi.
Neleri yapman gerektiğini sana söyleyemeyiz ancak nelerden uzak durulacağı çok açık.
1. Büyük laflar ederken çok iyi düşün. Allah insanlara kendilerinden önce gelen kavimlere bakarak ibret almalarını emreder. Sen sakın binlerce yıl önce yaşamış Firavunlara, Karunlara, Belamlara bakarak tarihin içerisinde boğulup kalma. Senden bir kaç kuşak önce yaşamışlara bak. Geçmişlerine bak, şimdiki bulundukları noktalara bak, kıyas yap, kendine desrler çıkar. Anlamaya çalış şuçlamadan önce. Kabul etmeden önce beyninin damarlarının süzgecinden geçir.
2. Toplumunla yabancılaşma. Kavga etme. Tahkir etme, taciz etme. bu toplum, kendini beğenmeyenleri hiç sevmemiştir. Ne Tak Partiyi sevmiş, nede 80 öncesi islamcılığını.
Bireysellik ve toplumsallık arasındaki ince çizgiyi ihlal etme.
3. Mutlaka bir sanat dalında ustalaş. Kendi varoluşunuza katkıda bulunmak için uğraşın. Varolanın bunaltıcı asmosferinden içinizin derinliklerine yolculuk yapmak amacıyla uğraşın. Kendinizi ötekilere kabullendirmek için yapmayın bunları. Komplekslerden sıyrılın. Bırakın onlar Kuran öğrenerek kendilerini size kabul ettirsin ettirecekse..
4. Kalbe giden yollarını tıkama. İnsana giden kanatlatını kapama. Basit şeyler yap. Yaptıklarını gizleme. Anlat. Sizler paramiliter gençlik örgütleri değilsiniz. Hiçbir zaman kendinizi İllegal oluşumlar olarak görmeyin ve hiç bir zaman illegalmişsiniz gibi yapmayın.
5. Somut işler yapın. Başardığınızı görün. Emeğinizin karşılığını somut olarak görün ki yılgınlığa kapılmayın, bıkkınlık, umutsuzluk pençesini geçirmesin bakir topraklarınıza.
6. İslamcılığı sadece başörtüsü mücadelesi ile sınırlandırmayın. Sosyal projelerde çalışın. Siyasete bulaşın. Politika yapın. Ama bürokrasinin, siyasetin çarklarında 20 yıl sonra bulunacağınız noktayı asla unutmayın. Dipdeyken söylediklerinizi, inandıklarınızı zirvelerde dillendirmeyecekseniz, dillendir-e-meyecekseniz, bugunkülerin durumuna düşeceğinizi unutmayın.
7.Herkes kendi alanında arayışlarda, açılımlarda bulunsun. İnşaatçılar, iktisatçılar, Hukukçular ilahiyatçılığa soyunmasın. İktisatçılar olarak namazın farzlarını tartışmak değil sizin göreviniz. Sorumluluk sahibiyseniz kapitalist dünya sistemine alternatifler üretebiliyorsanız anlamlısınız. Hukukçu olarak kuyudan su çekmenin hükmünü değil, insan haklarına evrensel açılımlar yapabilirseniz başarılısınız. Aksi takdirde kendi sorumluluk alanınızı terkedip, sorumluluğunuzdan kaçmış olacaksınız.
Bir bilen olarak, yada bilge adam olarak söylemiyorum bunları. Sadece bende bunları yapmaya çalışan biriyim o kadar.

12 Şubat 2008 Salı


DÜŞTÜĞÜN YERDEN KALKACAKSIN, EĞER İŞLER YOLUNDA GİDERSE
Büyük düşler, büyük anlatılar, büyük heyecanlar isteyen hazır olmalıdır büyüğünden yenilgilere, kaybedişlere, tükenişlere..
ve düşüşlere...
zordur düşmek. zordur onurlu bir direnişçi için yerde olmak. en büyük cezadır militan bir devrimciye. onurunu candan önce tutmayanların/tutamayanların bilemiyeceği bir duygudur. en zalimle savaşçılarla dövüşmekten daha yıpratıcıdır. kaybetmenin en çirkin, en çirkef tarafıdır.
düştüğün yerden kalkmalısın, kalkacaksan eğer,
ama unutmamak lazım her düşen mutlaka yeniden toparlanır, yeniden kendini bulur ve ayağa kalkar diye bir şey yoktur.
nice düşler yokuldu. nice düşenler havaya, toprağa, suya, ateşe karıştı,
tarihin uzun dehlizlerinde nice düşler nice düşenler dolu. kimsenin sana üzülmesini bekleme, senin yardım elini uzattılarından yardım dilenmek en korkunç çrikinliktir kendine karşı. birazda sen acımasızlaş, birazda sen oyna onlarla.
düştüğünü kabul etmek aynı zamanda yenildiğini kabul etmektir. aynı zamanda geri adım atmayı kabullenmektir.
aynı zamanda bazı mevzilerin terkedildiğine işarettir.
durmak yok, durursak düşeriz diyen şairin haklı olduğunu kabullenmektir.
dedik ya, her düşen kalkamayabiliyor. düşen düştüğü yerde kalabiliyor. düştüğün yerde yokoluşa yuvarlanabiliyorsun.
kalkmak istersen, bu seni aşacaktır. sadece senle sınırlı kalmayacaktır. kalkma isteğinde ve eyleminde bulunman seni içinde yuvarlandığın handikaptan kurtarmaya yetmeyecektir. senin dışındaki dünya, senin uzağında kaldığın tarih, seni ıskalyan toplum ve daha bir sürü şey.
yani şansın yaver gitmezse işin zor.
tablo karamsar değil, kapkaranlık.

5 Şubat 2008 Salı

DUA


Ey Mustazafların Rabbi! Sen yeryüzünün zavallılarını, mahkum ve zayıf yığınlarını ve hayattan yoksun bırakılanları, (ki onlar köle arayan azgınların, çağın karanlık zulmünün, kin ve nefret cehenneminin tarihteki kurbanlarıdır, ve her zamankinden daha çok zulme ve baskıya maruz kalmışlardır) insanların önderliğine eriştireceğini ve onları dünyaya varis kılacağını irade etmişsin.İşte şimdi zamanı gelmiştir. Yeryüzü mustazafları senin vaadini gözlemekte ve beklemektedir.
Ey gaybın bilicisi olan Allah'ım Şu çağımızda sana gerçekten tapanlar yalnızca yeryüzü mustazaflarıdır.Ey yüce rabbim sen tüm meleklerini Âdeme secde ettirensin.Şimdi insanoğlunun idarecilerin ayağına kapanarak secde toprağına yüz sürdüğünü görmüyor musun?
A.ŞERİATİ

31 Ocak 2008 Perşembe

Gri zambaklar mevsiminde Avrasya’dayım bayım…



Beynimdeki diş izi sizin mi bayım
Siz nereden çıkıp da geldiniz esrarlarıma
Zambaklarımdaki el izleri kimin
Bu zaman neden
Gri zambak mevsimi Avrasya da
Utanıyorum bayım yalnız kalabalığınızdan
El izlerinizdeki giriftlikten
Suya değdiğinde çığlığınızdan
Ve boğazınızdaki
İplerden utanıyorum bayım.
Korkuyorum
Ne tuhaf değil mi
Sizin özgürlüğünüzden.
Marşlarımda bile söylemekten
Utandığım saatlerde
Sizin doğabilmenizden de
Korkuyorum
Ne tuhaf değil mi
Sert bakışlarınızın ardındaki
Uykularınızda rahatlatıyorsunuz
Dünyayı
Hele birde rüyadaysanız
Oralarda kalmanız kafi
Gelmeyin bayım
Çünkü çocukların elleri kırmızı
Sizin gelemeyeceğiniz darlıklarda kalın
Çünkü çocukların kırmızı akar kanı
Gri zambak mevsiminde gelemeyin
Avrasya’ya
Ankebutlarınızın ağlarına
Tutunun kalabilmek için
stefe

28 Ocak 2008 Pazartesi


ZAMANIN HIŞMINA UĞRAMIŞ, TOPLUMSAL DEZENFORMASYON VE KÜRESEL TÜKETİM KÜLTÜRNÜ BENİMSEMEMEK İÇİN DİRENEN RUHLAR, ACIYA BOYANMIŞ YAŞAMLARI KENDİNELERİNE YOLDAŞ BİLDİLER..
YALNIZLAŞTIRILMIŞ VE RUHSAL TECHİRE UĞRATILMIŞ BU KARDEŞLERİMİZ "BİZ" DÜŞÜNCESİNDEN HİÇ VAZGEÇMEDİLER. BULABİLDİLERİ TÜM KIRIKLARDAN YENİDEN BİRİBİRLERİNİN YÜREKLERİNE DOĞRU AKTILAR... TUTUNLARI İP'İ HİÇ BIRAKMADILAR; KENDİLERİNE YENİ İPLER EDİNMEDİLER SARILMASI GEREKEN TEK İP'E HEP SARILDILAR...YENİLDİLER AMA BU YENİLGİDEN ZAFERLER ELDE EDİLEBİLECEĞİNİ ÖĞRENDİLER. YENİDEN DEDİLER VE TEKRAR YENİLDİLER... EVET HER ŞEYE RAĞMEN BUGÜN YENİDEN DİYEBİLME CESARETİNİ GÖSTERİP YENİDEN DİYORUZ KENDİSİNDEN ZAFERLER ÇIKARILABİLECEK YENİLGİLER ADINA...!!!
"KENDİ SESİNİN AYAZINDAN KAÇANLAR
TUTSUN KENDİNİ BİRAZDAN KAR YAĞACAK
KAR TUTSUN KENDİNİ... AMA ÜŞÜMEK
YANMIŞ BİR EVİN ADAMINDA NE ARAR.
mdoğan